Köpekleri neden sahiplerine benzetiyoruz? | Pippet
Evcil dostunuz için %100 doğal probiyotiktli, alerji önleyici, hijyen ve bakım ürünleri.

Köpekleri neden sahiplerine benzetiyoruz?

Eğer birinin sizi bir köpeğe benzettiğine duyarsanız, bunu bir iltifat gibi algılamayarak bozulabilirsiniz. Oysa, köpeklerin o kendilerine özgü; ünlü sadakati, dizginlenemeyen yaşam şevkleri, sınırsız sevgi ve bağlılıkları, hiddetli koruyuculukları gibi özelliklerden birine bile sahip olmak bizi şanslı kılardı.

Evcil köpeklerin erdemleri ve kusurlarını veya insan doğasının köpek doğasından daha iyi ya da kötü olduğunu ne kadar tartışsak da, yine de köpek düşkünleri bile genellikle köpeklere benzemek istemez.

Kaniş tüyü, buldog gerdanı, pug gözü, shar-pei kırışıklıkları, emziren bir mongrel’in yer süpüren memeleri… Kendi türlerimizde meydana geldiğinde bu özelliklerin hiçbiri güzel sayılmaz. Yine de, aynaya bakıyorsak, her birimiz nedeni bilinmez köpeksi bir bakış bulmayı bekleyebilir. En azından köpeği olanlarımız… Herhangi bir köpeği değil, tam söyleyemesek de aslında kendi köpeklerimizi ararız.

Bu konu, bilim adamlarının on yıllarca kafalarını karıştıran meraklı gözlemlerden biri olmuştur. Bir dizi insan ve köpek fotoğrafı rastgele şekilde kişilere gösterildiğinde, bu kişiler şanstan da öte bir ölçüde, evcil hayvanları sahipleriyle eşleştirebilirler. Başta, araştırmacılar bariz, sezgisel, belki de üstü kapalı olarak basitçe anlaşılabilen bir durum olabileceğini düşündüler. Belki erkekler kadınlara nazaran daha büyük cinslere, kadınlar ise ufak cinslere sahip oluyorlar. Ya da uzun saçlı kadınlar daha çok dik kulaklı köpekler yerine sarkık kulaklı köpekleri tercih ediyorlar.

Belki de obez insanlar köpeklerini aşırı besliyorlar, böylece şişman sahiplerin şişman köpekleri olacağını tahmin ediyoruzdur. Bariz olan bu yüzeysel karakteristik özellikler, araştırma tasarısı tarafından dikkatli bir şekilde göz ardı edilse bile yabancıları köpekleriyle eşleştirme yeteneği yerini koruyor.

 

Peki köpekleri sahipleriyle doğru bir şekilde eşleştirebilmemizi sağlayan şey nedir?

İşte bu Japonya’daki Kwansei Gakui Üniversitesi’nde bir psikolog olan Sadahiko Nakajima’nın journalAnthrozoös’ta yayınlanan araştırmasıyla çözmek istediği bir gizemdir. Bu Nakajima’nın ilk denemesi değildi. İlk araştırmada, o ve meslektaşları araştırmaya katılanların, köpekleri ve sahiplerinin fotoğraflarını sadece yüz görünüşleriyle bile eşleştirebildiklerini gösterdiler. Ayrıca insanlar araştırmacıların gelişi güzel sahte eşleştirmelerini de fark ettiler. Etkileyici! Bunula beraber, insanların yüzlerinin görünüşlerini temel alarak hangi köpeğin kime ait olduğunu bilmekte şaşırılacak derecede hünerli olduklarını anladı. Son çalışmasında Nakajima, hangi yüz görünüşlerinin insanları doğru yargıya sürüklediğini öğrenmek için çeşitli olasılıkları ayrı ayrı inceledi.

 

Araştırma şu şekilde gerçekleşti:

– Araştırmacı 502 Japon öğrenciyi iki test katmanıyla test etti. Her bir katmanda suratlarını yan yana gösteren 20 köpek-insan çifti vardı.

– Konuyla alakası olmayan faktörleri elemek için, fotoğraflar düz bir beyaz arka planda omuzlarından kırpılmış vesikalıklar halinde sunuldu.

– Nakajima fotoğrafların “köpek severler şenliği”nden önce çekildiğini ve evcil hayvan sahiplerinin direkt olarak kameraya bakmalarını ve hafifçe gülümsemelerini istedi.

– Büyük ihtimalle bu talimatlar köpekler için de işe yaradı-fotoğraflar onları sahipleri gibi aynı Mona Lisa gülüşüyle gösterdi.

– Çekilen bu 40 insan-köpek yüzleri dijital ortamda, eşit büyüklüklerde (11’den 12 milimetreye varan ‘’alından çeneye kadar’’) işlendi.

– Fotoğraflar iki test katmanına rastgele bir şekilde atandı. Bir test katmanında, gerçek hayattaki 20 köpek ve sahiplerinin fotoğrafları; diğer katmanda da rastgele eşleşmiş 20 çift vardı.

– Kadın ve erkek sahiplerin sayıları eşit olacak şekilde ayarlandı. Oldukça çeşitli cinslerin portreleri mevcuttu, ender bulunan Belçika tervuren’inden Yorkshire terrier’ine, papillon’lardan golden retriever’lara kadar birçok tür vardı.

Teste katılan öğrencilerin görevi basitti: Fiziksel bir şekilde bir birine benzeyen “köpekler ve sahipler” çiftlerini, A Grubu veya B Grubu olacak şekilde ayırmak!

Yalnız bundan fazlası da vardı. Katılımcılar aynı zamanda beş farklı ‘’maskeleme’’den birine rastgele atandılar. Bu fotoğraf grupları arasındaki temel fark onların; maskesiz, göz maskeli, ağız maskeli, köpek göz maskeli ya da sadece göz görünecek şeklinde sunulmalarıydı.

Tıpkı Nakajima’nın önceki çalışmasında olduğu gibi, maskesiz insanların, yani köpeklerle sahiplerinin tam yüzünü görenlerin, yanlış eşleşmeleri fark etmede çarpıcı bir şekilde iyi oldukları görüldü. 61 katılımcıdan 49’unun (ki bu %80 oluyor) ‘’Fiziksek benzerlik’’ görülen gerçek hayattaki eşleri bulma konusunda doğru sonuca ulaşmasını görmek hayret vericiydi.

Sahiplerin ağızlarının saklandığı fotoğrafları görenlerin %73 doğru eşleştirmeyi yaptı. Buna karşın, insanların veya köpeklerin gözlerinin basitçe kapanması, katılımcıların performanslarını düşürdü. Yani olayın gözlerde olduğu anlaşıldı.

Nakajima’nın deneyindeki en çarpıcı buluş, sadece-göz koşuluna atanan katılımcıların performansından geldi. Hatırlayacağınız gibi bu katılımcılara, insan ve köpeklerin göz bölümleri kalın dilimlerde gösterilmişti. Fakat yine de 50 öğrenciden 40’ı (%74) doğru eşleşme yapabildi. Nakajima onların sadece göz bölgelerini görerek bunu yapmalarına çok şaşırdı ve sadece göz koşulunda, sonuçların garip bir talih olmamasına emin olmak için yeni bir grupla tekrar test yaptı. Ama bu yeni katılımcı grubu da başarılı oldu. Bu sefer, 55 katılımcının 42’si (%76) gerçek hayattaki köpek-insan çiftlerini seçti.

**

Bu araştırmanın bir önemi de, insanların köpeklerle sahiplerini eşleştirirken hangi ipuçlarını kullanmayacaklarını bilme yeteneğini anlamaktır. Çünkü bu durumun saç stiliyle, obezitelikle, cinsiyetle, boyla, hatta göz rengiyle bile alakası yoktur. Nakajima’nın belirtmek istediği şey, tüm insan modelleri Asya’lı köpek sahipleri olsaydı, hepsinin benzer koyu renkli gözlere sahip olacaklarıydı. Buna karşın, köpeklerle sahiplerinin bakışlarında paylaştıkları bir şey olduğu aşikârdı. Buraya gözlerin ruhun aynası olması konusunda romantik bir şey eklerdim, böylece tüm bunlar evcil dostlarımızın kuşkusuz ruh eşlerimizin olmasını mantıklı kılardı.

Görünüşe göre insanüstü (ya da en azından bilinçaltı) yeteneğimiz, yani gözlerden psikolojik içerikte anlamlar çıkarma yeteneğimiz daha çok bilimsel bir açıklamaymış. Nakajima da tıpkı geri kalanımız gibi altında yatan mekanizma hakkında şaşkın. Ve bu konuya ilişkin gizemler hala devam ediyor. Örneğin psikolog Nicholas Rule ve meslektaşları, bir araştırmasında yabancıların cinsel eğilimlerini sadece gözlerinden bile anlayabildiklerini öğrendiler. Bunun nasıl yapıldığı belirsizliğini koruyor, hatta katılımcılar bile bilmiyor.

İyi haber şu ki bunu gözlere kadar daralttık. Şu noktada gözlerle ilgili olan şey herkesin varsayımı olacaktır. Eminim ki siz de kendi köpeğinizle ilgili kendi varsayımınızı bulabilirsiniz.

Ve siz bunu yaparken, kafasını elimin altına sokarak bu makaleyi bitirmeme engel olan terrier’im Gulliver’i, güzel bir yürüyüşe çıkarayım. Bu arada Gulliver, sana hiç dünyanın en güzel gözlerine sahip olduğunu söyleyen oldu mu?

 


kaynak:

By Jesse Bering (Writer. Psychologist. Promiscuous Mind.)

 

 

Share this post